Her an, her gün ve sıklıkla her şey değişirken, üstelik herkes de değişirken, insanların tüm bu değişimi hayretle karşılaması, değişim sonucu ortaya çıkan yeniliğe lanetler yağdırması insafsızca ve anlamsız geliyor bana.
“Buralar çok bozulmuş.”
“Eskiden böyle davranmazdı; çok değişmiş.”
“İki yıl önce geldiğimizde henüz keşfedilmemişti bu koy.”
Ne bekliyoruz ki? Ölüme gidiyoruz. Tek korkumuz bu. Bunu yüksek sesle söyleyebilelim önce kendimize. Ö-LÜ-ME Gİ-Dİ-YO-RUZ. Her şey değişecek, herkes değişecek. O çok sevdiğiniz arkadaşınız yadırgayacağınız bir şey yapacak elbet. Bahçedeki çiçekleriniz solacak. Evdeki mum bitecek. Meyveler çürüyecek. Yemeğiniz küflenecek. En sevdiğiniz bâkir tatil beldesi insan istilasına uğrayacak. Bunlar olacak. Bunların hepsi, tek tek başınıza gelecek. Neyi inkâr ediyorsunuz? Neyi görmezden geliyorsunuz?
Her gün ayağımızı bastığımız yerden kazıyoruz çukurumuzu; dibe doğru, daha dibe doğru. Bir gün o kadar aşağı ineceğiz ki biri gelip bizim için örtecek üstümüzü de. Korkmayın lütfen. Siz de değişin. Lütfen orada korkudan kaskatı kesilmeyin ve akıp gidin. Hadi, lütfen.
Böyle bir şey yaptık.
(Source: fuckyeahliteraryquotes)
“Would you do something for me now?”
“I’d do anything for you.”
“Would you please please please please please please please stop talking?”
Sabit Fikir için hazırladığım Virginia Woolf, “Words Fail Me” başlıklı röportaj. Kendi sesinden tek kayıt, çok değerli.
Şöyle yapalım; sigarayı bırakışımı, içimdeki kelebekleri ve dalgaları Bamboo ile kutlayalım. Sonra yine içeriz…